Sana bazı zamanlardan sırasız bir yarımlık, gerçekliği şüpheli bir seri öykü anlatacağım.Artık kelimelerinin hazine olmadığı her fikrin bulunduğu her edebi sözün keşfinin yapıldığı, yalan-yanlış doğru-gerçek yahut gerçek dışı her şeyin yaşanıp söylendiği dünyada ben sana yarım kalmış, gerçekliğinden şüpheye düşmüş bir zihinden bölük pörçük şeyler sunacağım.
Mevsimlerden yaz ve kış ara mevsimler bir çocuk zihninde neden yok bilmem.Yazlar sarı ve sıcak kışlar elbetteki soğuk , buz ve de mavimsi gri.Yetişkinlerin bacaklarını tarif edebilirim dünya o zaman büyük çünkü yollar da çok uzun bazı taşlar üzerinden atlanılmayacak kadar yüksek belki beden küçük.
Tenler yazın sıcağından yanmış kurumuş kışın soğuğundan da yanmış kurumuş.Bir öykü var bir kız ve bir erkek çocuğuna söyleniyor gerçekliği bilinmiyor belki de bir fabldan duyuldu ve çocuk zihni gerçeklik ve hayali birbirine kattı bilinmez.Bu kız ve erkek çocuklar kardeş bir karlı gece kapının önündeler kurtlar yaramazlık yapan çocukları kış aylarında yermiş bunun gerçekliği şüpheli çünkü kış ve gece olmasına rağmen her yer beyaz aydınlık.Zaman biraz silik ve yalan gibi neden bir çizgi değil neden 4 mevsim yaşanmıyor?
Kıştan yaza geçiş öncesi mi sonrası belirsiz briketlerin mavi olduğu bir zaman…Elini sokamazsın akrepler var.Demir paralar büyük sarı bir yaz günü seni hiç akrep sokmadı.Paralarını mavi briketlerin arasında sakladın sigara içen yetişkinler var etrafta yüzlerini göremedin herkes büyük o zamanlar bellerine kadar hatırlıyorsun yüzleri yok boyun yetmiyor ama senden bir mektup okuman isteniyor okuma yazma bilmeyen başka bir yetişkin bu , onlardan çok var.Büyük demir paralarını veriyorsun sana söylenenleri yazıyorsun mektuba postaya veriyorsun o yetişkin için demir paraların gitti üzülüyorsun ama akrepler sokabilirdi sen akrep tarafından hiç sokulmadın.
Zamanın sana bıraktığı bölük pörçük her şeyi bugün hatırladın ölümün yorgunluktan geldiğini insanın yaşamak istemediği için öldüğünü hatırladın yaşamaya değer bir şeycik kalmayınca ölüverir insan bu kadar.
Domatesli zeytin antensiz ev çalışmayan bir televizyon.
Eldivenin icadı plastik çizmelerden sonra olmalı.Kanalizasyon suları üzerinden atlanılmayacak taşlar üzerinden akıyor.Donmuş pis sular.Fırında ekmek sırasına almıyorlar seni yetişkinler hatırladığın sadece sırtı dönük yetişkin bacakları yüzlerine erişemiyorsun silik.Her fırın sırasından dönüyor kız ve erkek çocuk kış ve damlardan temizlenen karlar yağıyor üstlerine.Bir başarısızlık hali çocukluk üşüyen eller , korku var dönemezler eve.. yetişkin sırtları almadı onları fırın sırasına eğer üşümüş ellerin ısınırsa birden ağrır kemiklerin ama akrep sokmadı seni.
Sana korkular bırakıyor zaman karanlık korkusu ellerinde demir çay kaşıkları ile uyurken sen sandın ki bir yaratık girecek anneanne kılığına.arpa çuvallının duvarına asılı bir siyah akrep seni sokmadı yine de.Dedenin sana tarladan getirdiği en güzel “Şemamok” daha da güzelleşir diye arpa çuvallarının içine saklamanı söyleyen dayın Şemamok u aldı yerine kokusuz olanı koydu o yaz sıcak ve sarıydı.Yine de bir akrep sokmadı seni.
Unuttun mu göz kapaklarını tersine çeviren o kızın adı neydi? Evlerinin önünde atlas karıştırırdın bir kayanın üzerinde oturup şimdi hangi ülke nerede? gösterebilir misin bir gölü atlasta?
Sahi ağzı açık bir kuyuya iple saldılar o kızı evet bir kazın peşinden göz kapaklarını tersine çevirme korkusu o zamandan hangi mevsimdi o zaman ve ne zaman bir kaz bir kızdan değerliydi ? Seni yetişkin kalabalıklar geniş ağızlı bir kuyuya iple sallandırmadılar bir hayvanın peşinden. Seni bir akrep de sokmadı.
Zamanı ve mevsimleri sana kimse öğretmedi mi ? Sen battaniyenin altında okuduğun hikayeleri yeniden kendine anlattın çocuk aklınla.Kesik elektriklerin altında okuduğun o hikayeleri kendine yeniden anlattın hep.Tabanı eşit olmayan bir odada yüksek yere kafanı koydun yastıksız sen bu zamanları hatırlamazsın yoktun sana olmayan zamanları sahiplenme hakkını kim verdi?
Büyük kayaların üzerinde atlas karıştıran bilmiş kişi .Seni ağzı geniş kuyulara bir iple sallandırmadılar göz kapaklarını tersine çevirme gücün de yok.
Sen bölük pörçük zamanlara sahipsin.
Bir oturma odasında tekli koltuğun arkasında sekiz kıtalı şiirleri de boşuna ezberledin atlasları da boşuna karıştırdın.Hiç bir “zaman”ın sana ait olmadığını gördün.
Bölük pörçüklükten ibaret çizgilerinden çıkmış öykülerin sahibi.
Dünyanın ve insanların büyük olduğu yanılgısı, üzerinden atlayamadığın kayaların büyük olduğu kadar yalan.Sen hiç büyümedin, hiç bir zaman göz kapaklarını tersine çeviremeyen o kişisin.
Ölmenin korkutucu olduğu bir mevsim vardır belki ama sen ara mevsimleri es geçtin. Briketler de ana renklerden biri değil.Demir çay kaşıkları seni yetişkinlerin kılığına giren canavarlardan neden korusun sen git bölük pörçük hikayelerini yamala.

