O yabancı ülkenin dilini tam konuşamadığı o yerinde daha fazla ağlamamak için soğuğa dönmüş bir mayıs akşam üstü ortasında yükselen volkan bir zamanlar volkan olan tepesinde kilisesi olan o yabancı ve uzak ülkenin o uzak kasabasında kasabanın merkezi volkandan uzaklaşarak yürümeye başladı.Daha az önce ağladığı anlaşılmasın diye yüzünü temizlemiş o yabancı ülkenin uzak kasabasındaki yabancılara ağlayan gözlerini gizlemekti amacı. Hava acıklı bir şekilde rüzgarlıydı içten içe hoşuna gitmişti bu onun içi acıyorsa ve mutsuzsa hava dahi mutlu olamazdı diye düşündü hem saçlarının rüzgarda savuruluşu ona havalı hissettiriyor istemsiz dökülen gözyaşlarını kurutuyordu rüzgar. Kimisi biçilmiş tarlalar kimisi yemyeşil rüzgarda yeşil dalgalı bir deniz olan bir çok tarla ve bir tane turp tarlası. İki köpeği ile gezen iki kadın biri yaşlı biri daha yaşlı yabancı ülkenin o kadınları uçsuz buçaksız gibi görünen o tarlalarda köpekleri ile gezmekte. Bu köpekler başını okşatırsa dedi belki de çoktan ibadet etmeyi bıraktığı o yüce yaratıcı onu unutmamış görmekte diye düşündü. Köpekler başını sevdirdi o inanmayı istedi, ama içindeki o inancın onu kurtarmaya yetmeyeceğini bilmekteydi.
Uzun koyu yeşil ağaçlarla çevirili yoldan geçerken kuşlar ne çok ötüyordu bu yabancı yerde ne de mutluydu kuşlar. Isırgan otları vardı yolun her iki yanında çok fazla ısırgan bunlardan yemek de olur çay da.Bu ısırganlar bildiği ısırganlar gibi değildi onlar da yabancıydı bir bakışta ısırmaz gibi acıtmaz gibi duruyorlardı. Az ötede küçük bir kulübe ancak terk edilmiş değildi önünde yeni kesilmiş odunlar olan bir kulübe terk edilmiş olamazdı. Kulübenin önünde ufak gölet kirli, içinde iki ördek var mutlu iki ördek huzurlu ve beraberler. Bir çocuk kaydırağı eski ama yüzülmez bu gölette dedi kendince kirli ve çocuk kaydırağı garip.Ancak bu göle atlarsa onun yokluğunu ilk kim bilirdi belki günlerce bilinmezdi ve hiç bir zaman bulunmazdı mutlu ördekler hoşçakalın.
Tarlalara varmadan gölden sonra bir ev eve giden bir yol o yolda yürümek yasak.İlkokulda okul bahçesinde okul duvarının üzerinden bakarak çizdiği kilise ve kilisenin yanındaki büyük ev dışında çizdiği resimler bir ev eve giden yol bir nehir ama bu sefer göl nehirde balıklar ama bu sefer mutlu iki ördek.Yetişkin kendi rüzgarlı uzak bir kasabadan içi boşalmış ağlamaktan güneşli bir ilçede umutlu çocuk kendine bakıyordu. Belki her şeyin sebebi çocuk kendinin o resme yetişkin umudu eklememeseydi.
Rüzgarda dalgalanan tarlaların arasında yüzü rüzgara dönük bir an önemli hissetti başrolüm dedi Ancak biliyordu kameranın sadece bir an gösterdiği o figürandı tamam dedi dün gece ağlamaktan yiyemediği tatlı patatesleri düşündü turp tarlasının kenarında çürümüş patatesler gördü geriye sadece kafatası kalmış o geyik ölüsü solucan kadar ufak korkak yılan ve çürümeye yüz tutmuş iki patates bir daha tatlı patates yemem dedi bana bir mutlu son yazılmadı figüran olarak o zaman tatlı patates yemem.

